1078 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadisi Buhârî Zekât, «Megazî»
ve «Deavâd» bahislerinde; Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbni Mâce «Zekât» bahsinde muhtelif râvilerden tahric
etmişlerdir.
Hadisteki salâtdan
murâd: ALLAH'IN rahmet ve mağfiretidir.
«Âl'» kelimesinden
maksad: Zekât veren kimsenin zürriyeti değil, bizzat kendisidir. Zîrâ bu
kelimenin zât mânâsına kullanıldığını evvelce görmüştür. Nitekim Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Ebû Mûsâ El-Eş'arî hakkında:
«Gerçekten buna Âl-i
Davud'un borazanlarından bir borazan verilmiştir.» buyurmuş, buradaki Âl-i Dâvûd'
dan bizzat Hz. Dâvûd (Aleyhisselâm'ı kastetmiştir. Bu kelime ekseriyetle şeref
ve itibâr sahibi kimselere izafe edilir. Mes'elâ Âl-i Ebi Bekir ve Âl-i Ömer
(Radiyallahu anhümâ) denilir.
Kur'an-ı Kerim de
Fir'avn için de bu tabie kullanılmış hikmetini ALLAH C.C. bilir.
Nebilerden başkasına,
salât okumak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin hasâisindandır, o
dilediğine salât okuyabilir. Başkaları ona kıyâs edilemez. Onun için mânâ sahih
olmakla beraber bizim Hz. Ebü Bekir hakkında (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
dememiz doğru değildir.
Onun hakkında Ebû Bekir
(Radiyallahu anh) demek îcâb eder. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Efendimiz hakîkatta aziz ve celîl olduğu hâlde, biz ona «Muhammed Azze ve Celle
diyemeyiz. Çünkü bu tâbir yalnız Allah Teâlâ'ya mahsûstur.
Kaadı îyâz diyor ki:
«Nebilerden başkasına salât eylemeyi caiz görenler bu hadîsle ihticâc ederler.
Fakat bunu caiz görmeyen îmam Mâlik, Süfyân b. Uyeyne, Esferâîni ve Selef den
bir cemâat hadîsin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında vârid olduğunu,
başkalarına şumûlü bulunmadığını söylemişler: (Bizim sözümüz ise bizim
salatanız hakkındadır.) demişlerdir.»
İmam Nevevî bu bâbda
şunları söylemiştir: «Bu duada Allah Teâlâ'nın (Onlara salât eyle) emrine
imtisal vardır. Mezhebimizin meşhur olan kavli ile bütün ulemânın mezheplerine
göre zekât veren kimseye dua etmek vâcib değil, sünnet ve müstehab-dır.
Zahirîler vâcib olduğuna kaaildirler. Mezhebimizin bâzı ulemâsı dahî onlarla
beraberdir. Bunların delili: Âyetdeki (salât eyle) emridir. Cumhûr-u ulemâ : Bu
emir bizim hakkımızda nedip ifâde eder. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem), Hz. Muâz'la başkalarını zekât toplamak için Yemen’e göndermiş fakat
zekât verenlere dua etmelerini kendilerine emir buyurmamıştır; derler.
Gerçi Zahirîler buna
itirazla: Muâz ve arkadaşları duanın vâcib olduöunu âyet-i kerîmeden
bilirlerdi; demişlerse de cumhûr-u ulemâ buna da cevap vermiş ve: Nebi
{Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i duası sekînet ifâde eder, başkalarının duası
böyle değildir; demişlerdir.
îmam Şafiî zekât veren
kimseye: (Verdiğin zekât hakkında Allah sana ecir ihsan eylesin; onu senin
hakkında temiz pak eden su yapsın. Kalan malına da bereket versin.) diye duâ
etmenin müstehab olduğunu söylemiştir. Zekât me'mûrunun: (Yâ Rabbî filâna salât
eyle.) şeklinde duâ etmesini ulemâmızın ekserisi kerih görmüşlerdir.
îbni Abbâs (Radiyallahu
anh) ile İmam Mâlik, Süfyân b. Uyeyne ve Selef ten bir cemâatin mezhepleri de
budur. Ulemâdan bir cemâat bu hadisle istidlal ederek zekât me'mûrunun (Yâ
Rabbî filâna salât eyle.) diye duâ etmesini kerâhetsiz olarak caiz
görmüşlerdir.
Ulemâmız Nebilerden
başkasına müstakillen salât edilemiyeceğini söylemişlerdir. Çünkü Selef-i
Sâlihin'in lisânında (salât) kelimesi yalnız Nebilere mahsûstur...»
Nevevî, Hanefiîler'in
kavlini sarahaten zikretmemişse de, Hanefii1er'le İmam Mâlik'e göre dahî
Nebilerden başkasına müstakillen Salât okunamaz. Ancak Nebilere salât okunurken
onlar da tebean zikredilirler.
Nebilerden başkasına
müstakillen salât getirmenin mekruh mu, haram mı yahut mücerred edebe riâyet mi
olduğu hususunda Şafiller' den üç kavil rivayet edilmiştir. Meşhur kavle göre
kerâhet-i tenzihiye ile mekruhtur. Çünkü Nebi olmıyan bir zâta salât-u selâmda
bulunmak bid'atçıların şiarıdır. Ehl-i sünnete onların şiarını benimsemek yasak
edilmiştir.
Nebilere salât-u selâm
getirirken onlara tebean zevcelerine, zürriyetlerine ve kendilerine tâbi olan
ümmetlerine de salât-u selâmda bulunmak ulemânın ittifakı ile caizdir. Çünkü
Selefin ulemâsı bundan men olunmamışlardır. Bil'akis teşehhüd vesâir yerlerde
ümmet bununla me'mûrdur. Şâfiiler'den İmâmu'l-Haremeyn salâvât hakkında şunları
söylemiştir: «Nebilerden başkasına münferiden salâvât getirilemez. Gâib de aynı
hükümdedir. Onun hakkında da (filân Aleyhisselâm) denilemez. Fakat ölü olsun
diri olsun muhataba selâm vermek sünnettir. Ona (Esselâmünaleyküm) veya
(Esselâmü aleyke) yahut (Selâmün aleyküm) demek sünnettir.»